Yemek yemek yalnızca fiziksel doyumla ilgili değildir. Yaşamın ilk yıllarında beslenme sadece karnı doyuran değil, aynı zamanda sakinleştiren ve rahatlatan bir deneyimdir. Anne kucağında olmak, meme ya da biberonla beslenmek, bakım verenin göz teması kurması… İdeal koşullarda beslenme güven ve keyif duygusuyla da ilişkilidir. Ancak hayat her zaman bu kadar düzenli ilerlemez ve yemekle kurduğumuz ilişkide zaman zaman zorlanmalar ortaya çıkabilir. Bazen, özellikle çocukluk yıllarında, zor duygular yemekle yatıştırılmış olabilir; bazen erken dönem beslenme deneyimleri kesintiye uğrar, bazen de beslenme uzun süre en kolay rahatlama yolu hâline gelir. Böyle durumlarda yemekle kurduğumuz ilişki yalnızca fiziksel doyumu karşılamaktan çıkıp duygusal ihtiyaçları bastırmanın bir yolu hâline dönüşebilir.
Bakım ve temasla başlayan beslenme yolculuğu zamanla yalnızca doymak için değil, zor duyguları düzenlemek ya da onlardan uzaklaşmak için yemeğe yöneldiğimiz bir noktaya evrilebilir. Böyle anlarda elimizin bir paket cipse gitmesi çoğu zaman irade eksikliğinden değil, öğrenilmiş bir sakinleşme alışkanlığından kaynaklanır.
Yemek isteği her zaman bedenin enerji ihtiyacından kaynaklanmaz. Bazen açlık hissi midede değil, gün içinde biriken duygulardan kaynaklı ortaya çıkar.
Fiziksel açlık genellikle yavaş yavaş belirir; son öğünden uzun zaman geçtiğinde hissedilir ve çoğu yiyecek bu ihtiyacı karşılayabilir. Yemek yedikten sonra bedende bir rahatlama ve doygunluk hissi oluşur.
Duygusal açlık ise çoğu zaman daha ani gelir. Belirli bir yiyeceğe yönelme isteği olabilir ve kişi aslında tok olduğunu bilse bile yemeye devam edebilir. Çoğu zaman bir olayın ardından ortaya çıkar. Yoğun bir gün, kırıcı bir konuşma, yalnız geçirilen bir akşam ya da uzun süredir ertelenen bir yorgunluk hissi yemek isteğini artırabilir. Yemek o an zihni meşgul eder, bedeni sakinleştirir ve kısa süreli bir rahatlama sağlar. Ancak bu rahatlama çoğu zaman kalıcı olmaz; yemek bittikten sonra huzursuzluk ya da suçluluk hissi eşlik edebilir.
Bu ayrımı fark etmek kendinizi sınırlamak ya da yargılamak için değil, ihtiyacınızı daha yakından anlayabilmek içindir. Bazen gerçekten açızdır ve yemek yemek en doğal ihtiyaçtır. Bazen ise bedenimiz durmaya, dinlenmeye ya da duygularını fark etmeye ihtiyaç duyuyordur. O an kendinize küçük bir soru sormak yardımcı olabilir:
“Şu an aç olan midem mi, yoksa biraz anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir yanım mı?”
Duygusal açlık çoğu zaman fark edilmeden başlar. Kişi aslında fiziksel olarak aç olmadığını bilir; ancak aklı sık sık yiyeceklere gider, mutfağa yönelme isteği artar ya da belirli bir yiyeceğin düşüncesi zihni meşgul etmeye başlar. Gün içinde yaşanan bir tartışma, yoğun bir iş temposu, yalnız geçirilen bir akşam ya da uzun süredir biriken yorgunluk hissi bu isteği tetikleyebilir.
Bu anlarda yemek yalnızca açlığı gidermek için değil, zihinsel ve duygusal bir yükten kısa süreli uzaklaşmak için devreye girer. Çiğnemek, tat almak ve bir şeyle meşgul olmak bedeni yavaşlatır; düşüncelerin hızını azaltır ve kişiye küçük bir mola hissi verir. Yemek sırasında rahatlama ya da sakinleşme yaşanabilir. Ancak çoğu zaman değişen duygu değil, yalnızca ertelenmiş olandır.
Yemek bittikten sonra bazı kişilerde huzursuzluk, suçluluk ya da kendine kızgınlık ortaya çıkabilir. “Neden yine yaptım?” ya da “Aslında aç değildim.” düşünceleri eşlik edebilir. Oysa bu durum çoğu zaman iradeden çok, zor bir anı düzenlemeye çalışan bir baş etme biçimidir.
Duygusal açlığı fark etmek onu hemen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Bazen yalnızca durup o an ne yaşadığınızı anlamaya çalışmak bile yemekle kurduğunuz ilişkiye daha şefkatli bir yerden yaklaşabilmenin ilk adımı olabilir. Çünkü bazen bedenimiz yemek istemekten çok, görülmeye ve anlaşılmaya ihtiyaç duyan bir duyguyu anlatmaya çalışır.
Duygusal açlığı fark etmek çoğu zaman en önemli adımdır. Amaç kendinizi durdurmak ya da yemek isteğini tamamen ortadan kaldırmak değil; o an gerçekten neye ihtiyaç duyduğunuzu anlayabilmektir.
Aşağıdaki küçük adımlar, yemekle otomatikleşmiş ilişkiye kısa bir duraksama anı eklemenize yardımcı olabilir:
Kısa bir mola verin:
Yemek yemeden önce birkaç dakika beklemek, bedenin ve zihnin gerçekten ne istediğini anlamak için alan açar.
Kendinize sorun:
“Şu an ne oldu?” veya “Ne hissediyorum?” soruları çoğu zaman ihtiyacın yönünü gösterir.
Bedeni düzenlemeyi deneyin:
Derin bir nefes almak, kısa bir yürüyüş yapmak ya da bulunduğunuz ortamdan birkaç dakika uzaklaşmak duygunun yoğunluğunu azaltabilir.
Duyguyu ifade edin:
Birine mesaj atmak, birkaç cümle yazmak ya da hissettiklerinizi sesli olarak söylemek bile rahatlatıcı olabilir.
Kendinize izin verin:
Bazen gerçekten yemek yemek isteyebilirsiniz ve bu tamamen normaldir. Önemli olan bunu fark ederek ve kendinizi suçlamadan yapabilmektir.
Unutmayın; duygusal yeme çoğu zaman yanlış bir davranış değil, zor bir anla baş etmeye çalışan bir parçanızın çabasıdır. Kendinize merakla ve şefkatle yaklaşmak değişimin ilk adımı olabilir.